Ali Bey (Cunda) Adası bu gezilerimizin merkezi oldu diyebilirim. Son yıllarda gerek yazılı gerekse görsel basında bir yıldız gibi parlamaya başlayan geçmişin bu eski ve sessiz adası bir anda tarihinin belki de en hareketli günlerini yaşamaya başladı. Aslına bakarsanız dışarıdan gelmiş biri için Cunda Adası söylenilenlerin tersine çok sakin ve sessiz gelebilir. Çeşme, Bodrum ve Kuşadası gibi tatil yöreleriyle karşılaştırılamayacak bir dinginlik de söz konusudur. Bu aşamada Ayvalık ve Cunda’dan ne beklediğiniz sorusu öne çıkmaktadır. Vereceğiniz yanıta göre tatiliniz güzel ya da sıkıcı geçecektir.
Hemen söyleyeyim. Ayvalık’ı tercih eden ve bu tercihlerinden dolayı büyük haz alan insanlar için birinci derecede önemli olan sakinlik, doğa ve tarihsel dokudur. Başta da belirttiğim gibi ülkemizin gözde ve popüler mekânlarının tersine Ayvalık’ta hızlı bir gece yaşantısı ve sabaha dek süren çılgın eğlenceler aramak pek doğru olmayacaktır. Doğal güzellikler açısından memnun kalma şansınızı yüksek buluyorum. Zira denizin temizliği ve korunmuş sahiller, koylar farklı tatlar almanıza aracılık edecektir. Tarihsel dokuya gelince Ayvalık’ı Ayvalık yapan yegâne özelliğin tarihinden kaynaklandığını söylemek yanlış olmaz. Günümüzde Türkiye’sinde bir kentte değil bir semti, tarihsel dokusunu bütünüyle korumuş bir sokağı dahi bulmak zor artık. Türkiye’de Ayvalık’tan başka Safranbolu, Mardin ve Birgi gibi değişmeden kalmış ve korunmaya alınmış pek az yerleşim yeri olduğunu söyleyebiliriz.
Cunda Adası’nın merkezinde ilk gözünüze çarpacak olan, adanın mimari yapısı ve deniz kıyısına sıralanmış restaurantlar olacaktır. Son dönemde özellikle deniz kıyısındaki yapıların yeniden onarılarak ya da kahvehane, bar veya lokanta şeklinde yeniden düzenlenerek hizmete açıldıklarına şahit oluyoruz. İzmir’deki ikinci kordon misali Cunda’nın deniz kıyısına bakan yapılarının hemen arkasında yer alan sokak da kısa sürede etkileyici bir değişim geçirmiş. Deniz kenarında rakı balık keyfi yapmak isteyeceklerin beklentilerini yöreye has mezelerle fazlaca karşılayacağından şüphe duymadığım bu restaurantların yanı sıra bir şeyler içmek veya atıştırmak isteyenler içinde çeşitli alternatifler mevcut. Denize karşı oturup çay-kahve içmek, sakızlı dondurma yemek ya da lokma tatmak diğer alternatifler olarak sıralanabilir. Bilenler bilir. Bir iki sene öncesine kadar hediyelik eşya vb. şeyler satan tezgâhlar restaurantlarla birlikte aynı mekânı paylaşmaktaydı. Bu durum özellikle kalabalık yaz akşamlarında sahil boyunca yürümek isteyenlerin neredeyse yürümesini imkânsız hale getiriyordu. Sorun bu tezgâhların Nuri Zarplı İlköğretim Oklunun yakınlarında açılan çarşıya taşınmasıyla ortadan kalktı.
Cunda’yı başka bir açıdan daha incelemekte fayda var: Kültürel Miras! Türkiye’nin zenginlerinin de ayrı bir ilgi gösterdiği bu ada mimari açıdan değerli birçok yapıyla dolu. 1924 Türk-Yunan Mübadelesi ile Ayvalık ve Cunda’dan ayrılan Rumların bıraktıkları hala ilk günkü kadar sağlam ve gösterişli. Bu yılki tatilimde adada yer alan iki kilise ve bir manastırı detaylı inceleme fırsatı buldum. Bunlar Taksiyarhis ve Ayos Yannis Kiliseleri ile Ayışığı (Ay Dimitri Ta Selina) Manastırıydı.
Taksiyarhis Kilisesi Cunda Adası’nın merkez kilisesiydi. Bu nedenle adanın en büyük mimari eseri olarak tasarlanıp 1873 yılında yapımı tamamlandı. Kendimi bildim bileli Cunda’nın bu mağrur fakat bitkin yapısını her zaman büyük bir zevk ile ziyaret etmişimdir. Böyle bir yapının neden değerlendirilemediği sorusu arkadaşlarımla kafa yorduğumuz bir konuydu. Sevgili büyüğüm ve Ayvalık için büyük bir şans olarak gördüğüm sayın Ahmet Yorulmaz’ın Ayvalık’ı yazarken kitabında bu kilise ile ilgili yazanlara göz attığımızda bugün yıkılmaya yüz tutmuş bu yapının aslında ilginç bir hikayesi olduğunu öğreniyoruz.
1936 yılında Taksiyarhis Kilisesi’nin çanı yerinden sökülür ve Ayvalıklıların “Kurufitilya Tepesi” dedikleri tepe yerleştirilir. Amaç yaklaşmakta olan ikinci dünya savaşı sırasında olası bir saldırıyı halka haber vermektir. Ancak Midilli’ye kadar gelen Almanlar öteye geçmez çan savaş yıllarında kullanılamaz. Sonraki yıllarda çanın korunması gündeme gelmişse de Ayvalık’ta bir müze olmaması nedeniyle çan yeni evine yani Bergama Müzesi’ne gönderilir. Almanya’da yapılmış olan çanın üzerinde yapımcı firmanın adı ve adresi var. Yunanca olarak da “Ali Ağa, E.A.Baltazi, 1863” yazısı bulunuyor. Yine sayın Yorulmaz’ın Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi öğretim üyelerinden Ayvalıklı Prof. Dr. Ömer Özyiğit’e dayandırdığı bilgiye göre Baltazi Menemen kökenli, varsıl bir aileye mensup Osmanlı Rumudur. Bornova’da bir köşkleri, ayrıca Aristid ve Edmond Baltazi adında iki kardeşi olduğu biliniyordu. Kardeşlerden biri 1880-82 arasında Fransızların Mirina kazılarının komiserliğin yapmıştır. Sonuçta E.A.Baltazi kardeşler Menemen sınırları içerisinde yer alan Ali Ağa’da oturdukları dönemde Ayvalıklı Rumların yapmakta oldukları kiliseye yaptırdıkları bu çan ile destek vermişlerdir.Bu gün onca emek verilerek yapılmış bu güzel eserin bakımsız hali insana hüzün veriyor. Daha önceki yıllarda restorasyon konusunda yapılan girişimlerin sonuçsuz kaldığını görüyoruz. Günümüzdeyse özellikle Yunanistan tarafından gelen restorasyon tekliflerinin geri çevrildiği de bilinen bir gerçek. Bunun altında bir takım siyasi nedenler olduğunu herkes biliyor ancak zaman bu güzel yapının aleyhine işliyor.
Bir dönem bu kilisenin bakımı Zehra Hanım isimli bir bayana verilmişti. Yaşı geçkin bu Hanım, yetkililer tarafından kapısına kilit vurularak korunmaya alınmış bu kiliseye göz kulak oluyordu. Yani etrafını temiz tutuyor içeriye herkesin her istediğinde girmesine mani oluyordu. Fakat aynı zamanda yaz aylarında ve kışın hafta sonları adaya gelen ve kiliseyi gezmek isteyenlere ufak bir ücret karşılığında kapıyı açıyor ve kilise hakkında bilgi veriyordu. O dönem kiliseyi ziyaret eden herkese kilisenin adının “Aya Nikola” olduğunu söylediğine defalarca şahit olmuştum. Bir dönem ufak bir karışıklığa neden olduğu halde sonraları imdada Ayvalık’ı Gezerken ve Ahmet Yorulmaz yetişmiş ve Yunan kaynaklarına dayanarak verdiği bilgilerle kilisenin gerçek isminin Taksiyarhis olduğunu nedenleriyle birlikte açıklayarak bir yanlışın düzeltilmesine yardımcı olmuştur.
Tatilde görebildiğim kadarıyla yapının iyileştirilmesi adına en ufak bir girişimde bulunulmamış. Ancak ilginç bir gelişme var o da kilisenin pencerelerine bağlanan çaputlar, mendiller. Şeytan Sofrası’nda şeytanın ayak izi olduğu iddia edilen yerin koruma kafesine bağlanmaya başlayan mendiller muhtemelen yer kalmayınca çevredeki ağaç ve çalılara doğru yayılım göstermişti. Aynı furyanın Taksiyarhis Kilisesi’nde de ortaya çıkması bana halkımızın bu yöndeki inançlarının sorgulanması gerektiğini düşündürüyor. Mendillerin yanı sıra birçok sönmüş mum izine rastlamak her ne kadar Yunanistan’dan gelen Yunan turistlerin marifetiymiş gibi görünse de son dönemde halkımızın da mum yakmak konusunda oldukça mesafe kat ettiğini unutmamak lazım.
Ayvalık tatilimizin deniz aktivitelerinin büyük bir kısmını Pateriça geçirmemiz bende Ay Işığı Manastırı’nı görme arzusunu kamçıladı. Her ne kadar birkaç kez manastırı görmek nasip olmuş ise de bunlar hep denizden ulaşım vesilesiyle gerçekleşmişti. Bir Ayvalık’lı olarak bu kültürel mirasa kara yolundan da ulaşmayı denemeliydim. Bundan da öte başarmalıydım. Pateriça’da yaşayan Hasan Dayı’dan koordinatları aldıktan sonra Arabayla ikinci köy diye bilinen yerleşim yerine kadar geldik ve arabayı park edip yola yayan devam ettik. Yarım saatlik bir yürüyüşten sonra Ay Işığı Manastırının batı duvarları karşımıza çıktı. Bu güzel manastırı 1998 yılında ilk kez ziyaret ettiğimde denize bakan cephesinin sağlamdı. Ancak geçen 9 yıl yapının ayakta kalan parçalarını yok etmiş. Yine Sayın Yorulmaz’ın kitabından edindiğimiz bilgiye göre bir kapısının üzerinde 1771, diğerindeyse 1795 tarihleri kazılı olan bu manastırın iki kez tamirat geçirdiğini düşündürüyor. Yine 1998’deki ziyaretimde manastırın içerisinde akmakta olan çeşme artık kurumuş. Konumu itibariyle harikulade bir yapı olarak tanımlayabileceğim bu manastırın da bir şekilde korunmaya alınması hatta turizme kazandırılması gerekiyor. Ancak bunun nasıl ve ne zaman olacağını kestirebilmek gerçekten imkânsız.
Manastırın içerisinde yer alan minik kilisenin dört duvarı ve çatısı hala sağlam. Ancak içeri girdiğinizde iki şey fark ediyorsunuz ilki hazine ya da gömü bulurum umuduyla kazılmış duvarlar ve yerde açılmış çukurlar. Beri taraftan çimento ile sıvanmış diğer duvarlar ve amatörce de olsa güçlendirilmeye çalışılmış kirişler vesaire. Define için kazmayı anladık da bu çimento ve diğer destek unsurları niçin diye soracak olursanız açıklaması şu: Ay Işığı Manastırı gezi tekneleri için önemli bir konaklama veri. Turistler bu manastırın karşısında denize girmeyi sevdikleri için gemilerin Ayvalık adalarını dolaşırken uğradıkları revaçta bir nokta burası. Eski ve harap da olsa böyle bir yerin bakımsızlıktan kaybedilmesi istenen en son şey. Bu yüzden yetkililerin yapmadığını halk kendi imkânlarıyla yapmaya çalışmış ve binanın çöküşüne geciktirmek adına içerisini kendi imkânlarıyla güçlendirmeye çalışmış. Ancak tabiî ki ideali bu tür bir çözüm değil ve yapının doğallığına zarar veren bir girişim.
Tüm bu olumsuz tabloya rağmen güzel gelişmelere şahit oldum. Bunlardan en güzeli Yine Cunda’da Âşıklar Tepesi olarak bilinen mevkide yer alan Agios Yannis şapelinin Rahmi Koç tarafından finanse edilen restorasyonunun tamamlanmasıydı. Burada ufak bir açıklama yapmakta fayda görüyorum. Şapel, Fransızca “chapelle” kelimesinin Türkçe okunuşu olarak karşımıza çıkmaktadır. Türk Dil Kurumu’nun Türkçe sözlüğünde; Kilisecik veya büyük kiliselerin içinde azizin adına ayrılmış küçük ibadet yerini ifade eder. Yine Ahmet Yorulmaz’ın Ayvalık’ı Gezerken isimli eserinin son baskısında “Eksoklisi” ifadesi kullanılmıştır. Yunan kaynaklarında geçtiğini düşündüğümüz bu kelime dağda, bayırdaki küçük kiliseler veya kır kiliseciği anlamında kullanılmaktadır.
İşte Cunda’nın Âşıklar Tepesi’nde yer alan Aziz Yahya’ya atfedilmiş bu kilisecik Edremitli iki keşiş tarafından İstanbul’un fethinden kısa bir süre önce yapılmış. Rahmi koç tarafından onarılıp kütüphaneye dönüştürülmüş. The Coca Cola Company’nin icra kurulu başkanı Ayvalık doğumlu Muhtar Kent, babası Necdet Kent’in kitaplarının kütüphaneye bağışlanmasıyla etkileyici bir kültür merkezine dönüşen bu yapı Ayvalık için büyük bir şans. Umarım bakıma muhtaç diğer yapılar da bu şekilde onarılıp sanat ve kültür merkezleri olarak Türkiye’nin hizmetine açılır.Şapelin ağustos ayı içerisinde yapılan açılışına Ayvalık Kaymakamı, Ayvalık Belediye Başkanı, Uluslararası Ege Yat Rallisi için Ayvalık’ta bulunan konuklar katıldı. Ayrıca açılışa davet edilen Fener Rum Patriği Bartholomeos nedeniyle Yunan Adalarından çok sayıda davetli de Ayvalık’a geldi.
Gördüğüm kadarıyla Ayvalık gün geçtikçe gelişiyor ve güzelleşiyor. Özellikle bir kültürel miras olarak kabul edilmesi, korunması ve geliştirilmesi yönünde çaba sarf edilmesi sevindirici gelişmeler. Kısa bir süre önce onarımları tamamlanan Saatli ve Çınarlı Cami, şimdi Ayos Yannis Şapeli’nin onarılarak Necdet Kent Kitaplığı’na dönüştürülmesi ilerisi için umutlu olmamızı sağlıyor. Umarım bu gelişmeler hız kesmeden devam eder.
Yiğit Açık